![]() |
|
| MARAT / SADE |
|
özlem
turan belkıs
|
Marat/Sade, çağdaş tiyatronun üzerinde çok tartıştığı, tiyatro dili oluşturma ve kullanmadaki zenginliği, ustalığı mutlak kabul gören oyunlardan biridir. Peter Weiss'ın 1964'te kaleme aldığı metin, yalnız kendinden önceki tiyatro birikimini kullanmakla kalmaz, her iyi metin gibi, kendinden sonraki tiyatral biçim ve teknikleri de içselleştirerek gücünü ortaya koyar. Yapı ve belirleyenler bakımından taşıdığı nitelikler sayesinde, her yeniden üretiminde, 'üretildiği an' (bugün) ile bağlantılarını kurma potansiyeline sahiptir. Bu anlamda sadece yazıldığı döneme seslenerek cümlesini noktalayan bir oyun değil, yaşamın temel karşıtlık ve çatışmaları sürdükçe kendi yaşam alanını zenginleştirerek sürdürecek olan bir oyundur. Kimi zaman Shakespeare oyunlarıyla karşılaştırılarak açımlanan metin, kuramsal bağlamda epik, absürd, didaktik öğeleri bir araya getiren, belgesel tiyatro ve vahşet tiyatrosu tekniklerini kullanan, sayfalara sıkışıp kalmaktansa sahnede anlamını bulan total tiyatronun önemli bir örneği olarak kabul edilmektedir. |
|
Jean Paul Marat |
Jean
Paul Marat'nın Takip Edilip Öldürülmesinin, Charenton Akıl Hastanesi'nde
Marquis De Sade Yönetiminde Hastalar Tarafından Canlandırılması ya da
kısa adıyla Marat/Sade, Peter Weiss'a uluslararası ün kazandıran özgün
bir sahne yapıtıdır. Nazi zulmünün yöneldiği pek çok Yahudi aileden birinin
oğlu olarak dünyaya gelen Ulrich Peter Weiss, bugün en önemli Alman yazarlardan
biri olarak kabul ediliyor. Roman ve oyun türlerinde verdiği yapıtlarıyla
ezilen toplumların yanında yer alan yazar, çağdaş dünyanın vahşetini,
bireyin kendisine ve dünyaya yabancılaşmasını, uyumsuzluğunu, acısını
ve utanç verici emperyalizmini eleştirmiş, tartışmıştır. Oyunlarında,
iki karşıt tezin, iki farklı tavrın savaşımı izlenir. Marat/Sade, bu içeriğin
gözalıcı bir biçime dönüşmüş halidir. Weiss'ın belgesel tiyatronun önemli
yapıtlarından sayılan Marat/Sade adlı oyunu, yalnız düşünsel derinliği
ile değil, şarkı, dans, oyun gibi renkli öğelerin bütünleştiği biçimsel
ustalığı ve zenginliği ile de dikkat çeker. İlk kez 1964'te Batı Berlin'de
sahnelenen oyun, Türkiye'deki gösterimlerinde de geniş ilgi ve heyecan
uyandırmıştır.
|
Marat/Sade, Marquis de Sade'ın, Charenton Akıl Hastanesi'nde 1808'de yazdığı bir oyunun gösterimi üzerine temellenir. Sade, yazdığı oyunda, Fransız Devrimi'nin kanlı liderlerinden Jean-Paul Marat'nın öldürülüşünü konu almıştır. Oyun, Coulmier ailesi ve davetliler huzurunda, hastanenin 'modern ve insan haklarına saygılı' ortamında sunulacaktır. Sahne olarak seçilen, hastanenin, dolayısıyla Coulmier'nin 'yüz akı' banyo salonu, bu gösterim için bulunmaz mekandır. Ayrıca Marat'nın gerçek yaşamında bir deri hastalığına yakalanmış ve son dönemini küvet içinde geçirmesi ile Marat'yı oynayan hastanın su terapisi ile iyileşme yoluna girmiş bir paranoyak olması da mekan seçiminin gerekçeleri arasındadır. Sade, Marat'nın öldürülüş anına kadar devrim sonrası Fransa'sında yaşananları kısa episodlarla renkli biçimde kaleme almıştır. Charlotte Corday kapısına üç kez gelecek, sonunda, küvetinde hapis Marat'yı göğsünde sakladığı hançerle öldürecektir. Sade, bu hareketli bölümlerin arasına, Marat ile söyleşeceği, kendi düşüncesiyle Marat'nın düşüncelerini karşı karşıya getireceği bölümler eklemiş, böylece metne yarı hareketli, yarı durağan bir ritim kazandırmıştır.1808'de ününün doruklarında olan Sade, pek çokları tarafından merak edilen, nefret edilen ama okunmadan geçilmeyen, kitapları yakılan ama el altından da çoğaltılıp dağıtılan bir yazar olduğunun farkındadır ve izleyicilerin kendisini 'görmeye' geldiğini de unutmayarak, dahası büyük bir keyifle, kendisi için bir kırbaçlama sahnesi yazmayı da ihmal etmez. Fahişelerden siyasi mahkumlara, alkoliklerden aklını kaçırmış din adamlarına, Sade gibi aristokratlara kadar çeşitli toplumsal sınıflardan hastaların oluşturduğu oyuncular, kendilerine ezberletilen sözleri ve öğretilen hareketleri hastabakıcılar, hemşireler ve rahibeler 'yardımıyla' ellerinden geldiğince yanılmamaya çalışarak sergileyeceklerdir. Ne var ki oyuncu/hastaların zaman zaman kontrolden çıkması, "Biz deli değiliz! Özgürlük istiyoruz! Fakirler fakir kaldı!" gibi istenmeyen ve 'gerçek dışı' (!) sloganlar atmaları, Coulmier'yi mahcup edecektir. Bu tür taşkınlıklar, doğaldır ki, hastane görevlileri tarafından 'yatıştırılır'. Devrimin amacına ulaşmadığını düşünen ve yöneticileri suçlayan Marat, halk tarafından desteklenen, umut bağlanan, mücadelesini, yakalandığı deri hastalığı nedeniyle mahkum olduğu küvetinin içinde sürdüren bir liderdir. Sade, devrim ideallerini savunan ve toplumsal varoluşa inanan Marat'nın karşısına, bireyi yücelten ve bireyin varoluşuna inanan düßünceyi, kendisini koymuştur. Oyun, bu iki karşıt tezin tartışıldığı, devrimin geldiği noktanın sorgulandığı, halkın karşılanmamış beklentilerinin dile getirildiği, farklı kanallara yönlendirilen inancın ve bu inancın boşa cıkmasının irdelendiği episodlarla gelişir. Oyunun sonunda hastalar, bilinçli ya da bilinçsiz olarak metnin büyüsüne kapılır ve bu metnin hesaplı ya da hesapsız yönlendirmesiyle zapt edilemez, dizginlenemez biçimde isyana yönelirler. Coulmier'nin beklentilerinin tamamen dışında gelişen bu final, çığırından çıkmış, deliye dönmüş bir toplumun hesapsız gücüne, ölçüsüz dehşetine bir gönderme olarak da yorumlanabilir. |
Charlotte Corday
|
| |
Weiss, akılla akıl dışının iç içe geçtiği bir uzamda, bireycilik ile devrim idealleri arasındaki çatışmayı konu alan oyunu Marat/Sade'ın dramatik yapısını, karşıtlıklar üzerine kurmuştur. Maddeci dünya görüşünü temel alan oyunda, iki karşıt birey, iki karşıt tez, iki karşıt politik tavır izlenir. Metnin yönelimi de bu anlamda bir ikilik taşır: düşünsel yönelimi politik-felsefi tartışmayı getirirken, duygu yönelimi sağlıksızlığı, sapıklığı, çılgınlığı, deliliği, kan dökme tutkusunu, kendinden geçmeyi, mazoşizmi, vb sapmaları vurgular. Bütün bunlar, tarihten alınan malzemenin, tarihsel gerçeklik taşıyan kişi ve olayların, dramatik anlamda estetize edilerek yorumlanmasıyla, oyun içinde oyun ile farklı zaman dilimleri ve farklı olayların ele alınmasıyla bir araya getirilir. Dünyanın toplumsal görünümünü değiştiren bir dönemecin, Fransız Devrimi'nin, bir akıl hastanesinde oyun haline getirilerek sorgulanması da ayrıca etkili bir görünüm sunar. Metnin gözalıcı ustalığı da burada yatar. |
Weiss, Sade ve Marat'yı, bireye ve onun sonsuz hayal gücüne inanan, bireysel olanı yücelten ve bireye dayanarak daha iyi bir düzenin kurulacağını savunan düşünce ile her şeyi göze alarak eşitlik ve özgürlüğe dayalı bir toplumsal düzen kurma düşüncesini karşı karşıya getiriyor. Her iki düşünsel yapı da bu düşüncelerin en uç noktalarındaki eylemcileri aracılığıyla sergileniyor. Böylece oyun, ezeli ve günümüzde, belki de her dönemden daha fazla konu edilen temel bir ideolojik karşıtlığı gözler önüne seriyor: birey-toplum. Weiss, bu tükenmez tartışmada taraf tutmak yerine Marksist bir açıdan, eleştirel bir gözle yaklaşıyor konuya. özgürlük ve gerçek demokrasi ideallerinin birleştiği bir toplum özlemi ile bireyin eritilmesine karşı çıkılması çelişkisini tartışmaya sunuyor. |
Madam Tussaud Mumya Müzesi(soldan sağa) Hebert, Marie Antoinette, Louis XVI, Carrier, Robespierre |
Marat/Sade,
çok katmanlı belirleyenleriyle bugüne, Türkiye'ye, söyleyecek çok şeyi
olan bir metin. Yoğun bir düşünsel temele dayanmasına karşın güçlü dış
aksiyonu ile didaktizimden, sıkıcı olmaktan uzak durmayı bilen, çağdaş
tiyatronun sıklıkla kullandığı tekniklerden 'oyun içinde oyun' tekniğinin
ustaca kullanıldığı, bu teknik aracılığıyla tarih içinde hızlı, eleştirel
bir düşünsel yolculuğa ve sorgulamaya olanak tanıyan bir yapı sergiliyor.
Bu anlamda, tarihten yararlanma da iki yönlü olarak açımlanıyor. İlki,
Weiss'ın metninde adı geçen oyun kişileri -Marquies de Sade, Jean-Paul
Marat, Simonne Evrard, Charlotte Corday, Jacques Roux, Duperret, Couilmier-
ve olayların, tarihsel gerçeklik taşıması. Yapının içinde kapladıkları
alan ve işlevleri açısından bu seçimler, Weiss'ın belgeye dayanmasını
ve işleyiş biçimindeki ustalığı kanıtlıyor. İkincisi, tarihsel eleştirinin,
daha açık bir deyişle Fransız Devrimi'nin eleştirisinin dört farklı perspektifle
sunulması biçiminde izleniyor: 1793'te Marat'nın öldürülüşündeki Jacobin
terörünün etkileri, 1808'in tutucu Napolyon dönemi ve baskıları, Weiss'ın
oyunu kaleme aldığı altmışlı yıllar ve Avrupa'da, Türkiye'de yaşanan hareketli
dönem, son olarak da bugün. Bu açıdan da karşımızdaki oyun, çağdaş düşüncenin
eleştiren, sorgulayan, irdeleyen damarlarına yöneliyor. |
Weiss'ın, bu düşünsel temeli bir akıl hastanesinde kurması ve Sade'ın yazdığı oyunun oyuncuların akıl hastalarından oluşması, Brechtien bir yabancılaştırma ile Artaud'nun vahşet tiyatrosu öğelerini birleştiren bir yapı sergiliyor. Ve elbette bu hastanenin 'misafiri' kabul edilen Marquis de Sade'ın kendi oyununa kattığı düşünsel derinliğin yanında, popüler kişiliği ile oyuna başka bir boyut daha eklemesi, metne karşı haklı bir hayranlık uyandırıyor. |
Erotik yapıtlarıyla sadizim terimine adını veren ve yetmiş dört yıllık ömrünün otuz yılını düşünceleri yüzünden zindanlarda geçiren Sade'ın, bugün taşıdığı anlam ise içinde bulunduğumuz dönemin sorunlarına farklı bir açıdan yaklaşmayı sağlayacak. Yaşadığı dönemde ve sonrasında da renkli kişiliği ve düßünceleriyle ilgi uyandıran, karşıt duygularla yaklaşılan Sade, kimilerine göre, insanın bütün vahşi ve günahkar dürtülerini en açık biçimiyle ortaya çİkaran mutlak kötülüktü. Kimileriyse onu, arzulara gem vurulmasına karşı çıkmış bir özgürlük savunucusu olarak gördü. İnsandaki kötülük dürtüsünün, iyilik dürtüsünden daha güçlü olduğuna inanan Marquis de Sade, öldü. Ama sadizime yaşam veren Sade öldü diye, insanlar daha iyi olmadılar. Marquis de Sade, "Pişmanlık, alışkanlığın öldürdüğü geçici bir duygudur. İşlenilen tek bir cinayet, vicdanımızı sızlatabilir. Ama cinayet çoğalınca, onlarca, yüzlerce kez tekrarlanınca, vicdan susar..." diyor. Televizyonların karşısında, gazetelerimizin ardında binlerce hırsızlık, işkence ve cinayeti kahvelerimizi yudumlayarak kılımız kıpırdamadan izlemek, vicdanlarımızı ehlileştirmek değil mi? Belki Marat'nın savunduğu idealleri paylaşıyoruz ama bireyin yükselişini kendi içimizde de durduramadığımız için sessiz birer izleyici olmaktan öteye gidemiyoruz. Belki de kaybedeceklerimizin, kazanacaklarımızdan daha çok olması, eylemsiz kalmak için yeterli oluyor. Marat'nın dediği gibi, hareketsiz izlemeyip müdahale etmek, yanlışsa düzeltmek, geliştirmek, nedenini aramak, seçenek sunmak gerekiyor. "Bütün mesele, kendini saçından tutup yükseltebilmekte ve dünyaya yeni bir gözle bakabilmekte". |
İşte oyun, gözler önüne serdiği bu çelişkileri, sorduğu soruları basit yanıtlarla geçiştirmek yerine seyirciye sordurmak başarısını gösterdiği için bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Bütün bunlar, Peter Weiss'ın Marat/Sade adlı oyununun çağdaş tiyatro içinde kapladığı alanın ve taşıdığı önemin nedenlerini açıklıyor. |
![]()